[ View ] [ Sign ]
Get a FREE guestbook here!
ben_deneme_bk oykulerim - tekrar merhaba - Blogcu



tekrar merhaba

25/11/2007 - Cin cüce ve arkadaşları-4

V.
Köstebek köstekli saatini kürkünün içlerinden bir yerden çıkardı, saat dört onsekizi gösteriyordu.
-Sabaha biraz daha var
dedi kendince.
Çadırın kapısındaki fermuarı çözerek dışarı çıkmak istedi. Yerin diplerindeki bu yerde,derin birkaç nefeste havayı içine çekti. Çevresindeki yıkık dökük parça yapılara gözü takıldı. Acaba bunlar nasıl yapılmıştı; bu taştan yapıların bu şekle gelmesi için ne kadar süre geçmiş olabilirdi ki? Kim yapmıştı bunları? Ne amaçla? ...
Gene sisliydi ortalık, ve hiç de bitmeyecek olabilirdi.
Büyük kapı az daha uzakta haşmetiyle orda hareketsizce duruyordu. Neyi bekliyordu? Issızlıktan çekinerek gene içeri girdi ve kendini uyumaya zorladı Kumral Köstebek. Arkadaşları mışıl mışıl uyuyorlardı, görünüşe göre uyanmaya da pek niyetleri yoktu. Fermuarı çekerek, çadırı aynen üstünden kapadı; yetinmedi, bir de bezin önüne tencereler ve cezveyi yığdı.
*
Sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra Cin Cüce, Uçan Köstebeklerin Kumralı ve Quarla bu duvarın gerisindekileri anlamak üzere burayı çevreden dolaşmak istediler ama bitecek gibi değildi. Gene üçü birden gittiler; soldan, sağdan… Olacak gibi değildi. Sonra cin uçtu gitti, birkaç yüz metre kadar gitmişti ki, duvar orda bitti ve tepeden girdi bu şeklin içine. Aşağıda Köstebek hızla kazmaya başlamıştı; Quarla da kapının üzerine ve kenarlarına şiddetle bakarak kurcalamaya değer bir nokta bulmaya çalışıyordu… Sonunda bir kol buldu, ama lades kemiği kadar küçücük; onu çektiğinde dev kapı yavaş yavaş kalkmaya başladı. Sağır edici denli gıcırtılar gölgesinde, meraklıca içeri doğru uzandı. Köstebek ise çoktan kazdığı yerden içeri girecek bir yol bulmuştu.
Hepsi içerde buluştu…
*
Hızlanarak koştular.
-Bir koridor olacaktı! !
Diye uyardı Cin.
-Zor değil dedi cevapladı Köstebek ve güldü.
–Kazarım şimdi
Ve kazdı. Kazdı…
Ama kazdığı delik büyüdü, büyüdü ve bu ortaya çıkan kuyu-delik onları kapsadı; aşağıya düştüler
*
Eşyalarda kaplı bir odada, kanepe arkasında, büyük masa ve sandalyeler arasında gizlendiler. Ardından birden ortaya çıktılar.
-Sen kimsin? Senin adın yoksa Yavru Tavşan Felix mi?
diye sordu Kumral Köstebek orda masabaşında çabalayan canlıya.
-Hayır, ben yavru tavşan değilim. Benim adım Kedi Felix. Burası da Kişilik Yenileme Merkezi değil, Karakter Türetme Merkezi. Ama artık eskisi kadar çalışmıyor. Çok önceleri dünyadaki insanların bir kısmı buradan çıkmıştı… diye cevapladı Tuhaf Canlı. –İşe yarar tiplerin çoğu buradan çıkmıştı, Litosfer’den…

Hamur gibi bir pelteyi eline yumup sıkıp oynayan Felix, topak şekli ordaki dizim dizim uzunca kalıplardan birine fırlattı; orda yapışıp kalan hamurvari üzerine elektrik işlemeye ucu düğmeli bir devre yukarı tavandan doğru elektronik sesler eşliğinde yaklaşmaya başladı… Sonra bir soru duyuldu:
“Einstein kanunlarına göre yoktan var vardan da yok olamaz; peki fakirin cebinden alınıp zenginin cebine koyuluyorsa, durum neden böyledir? A. Bu saçma bir soru B. Hayır, kural gene de işliyor zaten; para sadece yer değiş
tiriyor”.
-Bunu şimdi cevaplamayacak ama ilerisi için faydalı
dedi Felix.
Kedi’nin lafı bittikten sonra Köstebek ve Quarla’ya dönen Cin
-Burası henüz Taşküre üstelik
dedi…
Sonra Helix’in fırlattığı o hamuru alarak elinde biraz oynadı. Hamur hala konuşmuyordu…
-Konuşacak...
diye yanıtladı Tuhaf Canlı. Helix Felix olduğunda Kedi de yavru tavşan görünecekti.
Bu bir anlık geçişti belki de önemli olacak… Burdan dolaşarak, geçerek, çekirdeğe doğru devam mı edecekler demekti?

©akın akça

cii

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/11/2007 - Cin cüce ve arkadaşları-3

Birden Cin büyümeye başladı.
-Bir yerlere gelmeye başladığımızı hissediyorum dedi.
Köstebek bir eline, diğer koluna da Quarla asıldı. Kanatlarını çalıştırıp biraz talim yaptı cin orman içi periler gibi pırr. Sonra atladı boşluğa; eriyiğin çok üzerlerinden… Havada geriye dönüp baktıklarında, ulaştıkları ve şimdi çıktıkları yerin bir lağım tüneli, kanalizasyon gibi bir şey olduğunu algıladılar.
-Merak etmeyin, eğer karşımıza bir şey çıkmazsa, bir süre sonra döner ve aracın uçar tertibatını çalıştırarak yolumuza devam ederiz dedi cin. Dikine havada uçan Cin Cüce’in ellerinden kollarından paçaya asılmış, asılır durumda rüzgarla aşık atan Köstebek ve Quarla şaşkınca baktılar ona.
-Tamam diye yanıtladı Kumral Köstebek; sesi zar zor, boğukça duyuldu.
*
Perde kenarında tasarladı, ama bu olmadı
Yerin dibine girdiğinde, Aurora Borealis’e ulaştı
Dolaşıyorlarken de içlerinde kendilerinin
Yeryüzü de, dolaşıyor gibiydi, etraflı, edinimlerin…

Odin nerde bilinmez, ve Arkadyalılardı belki de ya da ona benzeyen türevler Bacaksız Devrilen Giden Haciyatmazların Yurdu -Les Mondes Engloutis… Bilimselive marakı taşıyan bir kutup gemisi miydi yan dönüp, uğraşan batmamaya ağır hareketli parlak eriyiğin üstünce?
Karşıdan bir şeyler göründüğünde, hız kesti Cin. Okyanusta uzak ara bir adanın üstünde bazı yapılar seziliyordu.

-Buraya bir inelim, ineceğiz değil mi? Diye sordu Quarla.

Havadan, dikine indiler adanın üzerine, yavaşça sıyrılan bir silüet gibi; ama karaya ayak bastıklarında, bir kütleleri olduğundan belli belirsiz olmadıkları anlaşıldı. Gene de çok ama çok iyi insanlardı; hoş,  insan değillerdi ya…
İndikleri ilk andan da gördükleri; yürüdükçe karşılarında daha da devleşen duvara denk geldiler, yanlarındaki bazı metruk, virane kalıntılardan geçe geçe.
Köstebekten bir yorum geldi:
-Bunlar şu karşıdakinden daha da eski yapılar olmalı, çünkü iyice yıkık durumdalar
-Ha gayret, hayret:), çok da doğru söyledin
diyen cin ona gülümsedi.
Az önceki berraklık ya aldatıcı idi ya da en gerçeği oydu çünkü şimdi aşağı indiğimizde her yeri sis kaplamış diyen Quarla, koşar adım o dev duvara doğru gitti.
-Üstünde hiç yazı ya da bir şey yok!

Sol taraftaki açıklığa kesif sisin arasından doğru koşan Quarla, bir süre sonra suya, okyanusa ulaştı; gene küçüklü büyüklü bazı kalıntılara rastladı anca. Sonra geri dönüp duvarın önünden sağ tarafa koştu bu sefer; orda sisler daha yumuşamıştı sanki, biraz dağılır olan sis onlara gizli kalmış bir yeri müjdeledi. Tepede bir güneş görünmüyordu bu derin yerde, ancak güneş parlıyor gibiydi bu yerin üstüne; bu bir gökdelendi.
Uçan Köstebeklerin Kumralı bir dişini savaş gibi hayat’ta kaybetmişti ve ama bu onu daha rafine bir hale getirmişti; şimdi de karşısında Ulaşılmayı Hakeden ve Bunu Bekleyen Esmer Gökdelen belirmişti işte kardeşlerin. Ağızları bir karış açık, karardıkça aklanmış bu yere doğru uzaklaştılar, çekildiler bir vakit. Tam tepe noktası hiç gözükmüyordu yüksek gökdelenin.
Geri dönüp tekrar kapıyla uğraşmaya başladılar. Uyku tulumlarıyla bir süre burada kalmak üzere fısıldaştılar.
Çadırı ve uyku tulumlarını, bazı erzak ve bir teçhizat sepetiyle kahve termosunu falan almak için geri, o havadaki tünele dönmeleri gerektiğini biliyorlardı. Hepsi birden dönmeye karar verdi gene, Cin gene onları taşıyacaktı; böylesi daha güvenliydi burada bir kişi kalsa başına bir şey gelme olasılığı olabilirdi, veya kanal tünele tek Cin gitse gene yolda bir tehike ile karşılaşabilirdi, nerde birlik orda kuvvet demekti.Böylece, eşyaları alıp geldiler. Orada, adada, olan biteni araştıracaklardı…

Eriyiğin beşiğinde çalkalanan ceviz kabuğu. Çekirdek dünyadaki, uzaydaki dünya; güneş ve gezegenleri, Samanyolu, galaksiler ve onların salkımları…

dvm edecek
http://img105.yehhe.com/images/2849Talpa_europaea_hg.jpg

©akın akça

cii

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/11/2007 - Cin cüce-2 bilgiler ve açıklama b

Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur.

Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.

Filat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur.

Yeraltı Zenginliklerinin Oluşumu

Yerkabuğunun yapısı ve geçirmiş olduğu evrelerle yer altı zenginlikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Yer altı zenginliklerinin oluşumu 3 grupta toplanır:

Volkanik olaylara bağlı olanlar; Krom, kurşun, demir, nikel, pirit ve manganez gibi madenler magmada erimiş haldedir.
Organik tortulanmaya bağlı olanlar; Taş kömürü, linyit ve petrol oluşumu.
Kimyasal tortulanmaya bağlı olanlar; Kayatuzu, jips, kalker, borasit ve potas yataklarının oluşumu.

-

Jeoloji ve alt dalları

JEOLOJİ
Jeoloji: Yeryuvarının yapılışını ve yeryüzünde meydana gelen fiziksel, kimyasal ve biyolojik değişmelerin geçmişini araştıran bir ilimdir. Jeoloji geniş anlamda yeryuvarının dar anlamda da yerkabuğunun oluşumu, özellikleri ve evrimini inceler. Jeoloji Yunanca geo: yer ve logos: bilim kelimelerinden alınmış bir isimdir.
Jeoloji; yeraltısularının aranması, baraj, tünel, yol gibi yapılar ile çevre ile ilgili alanlar ve maden, kömür, petrol gibi yer altı servetlerinin bulunması ve işletilmesi konusunda da yararlanılmaktadır.
Jeolojinin anabilim dalları: Genel Jeoloji, mineraloji-petrografi, maden yatakları-jeokimya ve uygulamalı jeolojidir.
Genel Jeoloji: İç ve dış kuvvetlerin etkisi altında yerkabuğunda meydana gelen değişikliklerden ve kaya türlerinden bahseder. Jeolojik olaylar yerkabuğunun yapısını ve görünümünü sürekli olarak değiştirirler. Bu değişiklikler; ısı, yerçekimi ve radyoaktivite gibi yerin enerji kaynaklarından ve güneş enerjisinden kaynaklanan yağış, rüzgar, sıcaklık, akarsu ve buzullar gibi etkenlerle meydana gelir. Yapısal jeoloji, tektonik, stratigrafi, paleontoloji
Mineraloji; Yerkabuğunda bulunan çeşitli minerallerin tariflerini ve sınıflamalarını yapan; kristal yapılarını, fiziksel ve kimyasal özelliklerini inceleyen, nasıl başka minerallere dönüştüklerini anlatan bilimdir.
Petrografi; Yerkabuğunda bulunan ve minerallerin birleşmesinden meydana gelmiş olan taşların, meydana geliş sebeplerini araştıran, sınıflamalarının yapan bir ilimdir.
Uygulamalı jeoloji; Yeraltısuyu, çevre ve kent jeolojisi, mühendislik yapıları, zemin özellikleri, yapı malzemesi, petrol, kömür konuları ile ilgilenir.

-

Dünyanın kimyasal yapısı

YERYUVARININ KİMYASAL YAPISI
Dünyanın kimyasal yapısı merkezinden yeryüzüne doğru değişiklikler göstermektedir. Yerin kimyasal bileşimi çoğunlukla Manto ve çekirdeğin bileşiminden oluşur. Çekirdeğin çoğunlukla demirden ve buna az miktarda (%10) karışan Ni, C,Si ve S gibi hafif elementlerden oluştuğu kabul edilmektedir.
Mantonun bileşiminde Mg ve Fe’in silikatları ve oksitleri ile bunlara ikincil olarak katılan Al, Ca,Na,K ve benzerlerinin silikat ve oksitleri yeralmaktadır. Mantonun çekirdeğe nazaran en belirgin özelliği, manto bileşiminde oksijen oranının yüksek oluşudur.
Yerkabuğunun bileşimi hakkında daha çok ve daha kesin bilgiler vardır. Yer kabuğunun kütlesi manto kütlesinin yaklaşık olarak % 0.6’sı kadar olmasına rağmen, kabukta U, Ba,Rb ve az da olsa Sr mantoya göre dehe fazladır. Kıtasal kabuğun ortalama bileşimi granitik değil ara bileşimlidir. Okyanus tabanlarında ince bir sediment örtü altındaki okyanusal kabuğun kimyasal –mineralojik bileşim ise, kıtasal kabuğun bileşiminden oldukça farklıdır.
Elementler Jeokimyasal sınıflandırma yöntemlerine göre Goldschmidt tarafından üç grupta toplanmıştır.
1-Siderofil Elementler: Bunlar metalik demirle birlikte bulunma eğilimi gösteren , atomik özelliği nedeniyle diğer elementlerle kimyasal bileşimler yapmaya elverişli olmayan, nabit metal halinde elementlerdir. Başlıca örnekleri; Fe, Co, Ni, Pt, Au, Mo, Sn,C, P, Ge,Os’dir. Bunlar daha çok yerin çekirdeğinde bulunurlar.
2-Kalkofil Elementler: Bunlar, kükürtle kolayca birleşme eğilimi gösteren, kükürde karşı kimyasal yakınlığı olan elementlerdir. Genellikle sülfürleri meydana getirirler ve en çok yerin manto kısmında bulunurlar. Başlıca örnekleri; S, Zn, Pb, As, Sb, Bi, Ag, Hg ve Cd’dir.
3-Litofil Elementler: Bunlar oksijenle kolayca birleşme eğilimi gösteren, oksijene karşı kimyasal yakınlığı fazla olan elementlerdir. Çoğunlukla oksitleri ve silikatları meydana getirirler ve en çok yer kabuğunun bileşimine katılırlar. Başlıca örnekleri O, Si, Al, Fe, Mg, Na, K, Li, Ca, Mn, Sr, Ba, Ti, W, Cr, Zr, F, Rb, Be

-

DÜNYANIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Dünya kutuplarından hafif basık olan bir küre şeklindedir. Çapı; Ekvatorda 12 756 km, kutuplar arasında 12 712 km’dir. Hacmi; 1 083 260 km3 , kütlesi 6.1 x1024 kg’dır.
Dünyanın Yoğunluğu: Yoğunlukları bakımından dünyayı meydana getiren barisfer, çekirdek zarfları, sima ve sial farklı değerler göstermektedir. Barisferin yoğunluğu diğer zarflardan fazladır. Dünyanın derinliklerindeki yoğunluk farklılaşması merkezden yeryüzüne doğru azalarak devam etmektedir. Dünyanın ortalama yoğunluğu 5.52 dir.
Yeriçinin sıcaklığı : Yerin sıcaklığı yaklaşık olarak 30 m derinlikte hissedilmeye başlar ve buradan sonra derinlere inildikçe sıcaklık artar. Maden ocaklarında tünel ve petrol kuyularında bu sıcaklık en iyi şekilde hissedilir.
Yeryuvarı bir ısı makinesi gibidir. Yerin iç kısmından yeryüzüne doğru sürekli bir ısı akımı (ısı akışı) vardır. Yeriçindeki ısı, güneşten gelen ısıya kıyasla az olmasına rağmen, birçok volkanlar, depremler ve dağ oluşumu için gerekli enerjinin kaynağını meydana getirir. Yeryuvarının litosfer ve üst manto bölgesindeki yüksek radyoaktivite ile daha derinlerde etken olan gravitasyon enerjisinin termal enerjiye dönüşümü, yeriçi ısısının ve sıcaklığının başlıca kaynaklarıdır.
En çok rastlanan mağmatik kayaçlardaki radyoaktif ısı üretimi, bunların içerdikleri radiojenik Uranyum, Toryum ve Potasyumun miktarlarına göre değişmektedir. En fazla radyoaktif element içeren granit ve granitik kayaç grupları en çok ısı üretirler.
Günlük yaşantımızda yer ısısının farkında olmayışımızın nedeni, yer kabuğunun ısı iletkenliğinin düşük olması, ısının yeryüzüne çok yavaş gelmesidir.
Dünyanın merkezine doğru inildikçe ısı devamlı olarak artar. Yerin sıcaklığının 1 C0 artması için inilmesi gereken derinlik her bölgede aynı değildir. Yaklaşık olarak her 33 mde yerin sıcaklığı 1 C0 artar. Buna Jeotermik gradyan denir.
Yerin içinden yeryüzüne doğru akan ısı enerjisine yerin ısı akısı denir. Bunun değeri jeotermik gradyana bağlı olduğu gibi, ısının içinden geçtiği kayaç kütlesinin ısı iletkenliğine bağlıdır.
Jeotermik derece; ısının bir derece yükselmesi için bilinmesi gereken derinlik olup, ortalama 300 m’dir. Yer ısısı derecesine aşağıdaki faktörler etki eder.
• Geçilen tabakanın iletkenliği veya yalıtkanlığı
• Kayaçların cinsleri
• Tabakaların Şistozite dereceleri
• Bölgede volkanik faaliyetin olup olmadığı
• Radyoaktif minerallerin yokluğu yada varlığı

Yerçekimi ve İzostasi; Serbestçe salınım yapan bir sarkacın sürekli hareketi, boşluğa bırakılan veya havaya fırlatılan bir cismin yeryüzüne düşmesi, yeryuvarının bir çekim kuvvetine sahip olduğunun açık belirtileridir.
Yerçekimi değeri, çekim kuvvetinin ivmesi ile belirtilir ve g ile gösterilir. Yeryuvarı geometrik olarak tam bir küre olmadığından, yerçekimi ivmesinin kutuplardaki değeri ekvatordaki değerinden fazladır. (Kutuplarda 983 gal, ekvatorda 978 gal)
Yeryüzünde bir noktadaki çekim kuvveti; bu noktanın yer merkezine olan uzaklığına, noktanın deniz seviyesine göre yüksekliğine ve noktayı çevreleyen maddelerin yoğunluğuna bağlı olarak değişir.
Yer kabuğunun kütleleri ve yoğunlukları birbirinden farklı büyük parçaları arasındaki denge durumuna izostasi denir. Jeolojik olaylarla yerkürede birçok değişiklikler meydana gelir. Sedimantasyon, yer kabuğu hareketi ve mağmatik faaliyetler izostatik dengeyi bozar.

Dünyanın mıknatıslığı: Mıknatıslık özelliğinin büyük bir kısmı litosfere aittir. Litosfer yapısındaki minerallerin farklı mıknatıslanma kabiliyetinde olmaları, muhtelif litosfer bölgelerindeki magnetik alan şiddetlerinin farklı olmasına sebep olmaktadır. Kuvars, kalsit, kayatuzu gibi mıknatıslanma kabiliyeti az olan (-0.001 gauss) diamagnetik minerallerin bulundukları litosfer bölgelerinde, magnetik alan şiddetleri azalır. Buna mukabil mıknatıslanma kabiliyetleri fazla olan (200-2000 Gauss) minerallein bulundukları bölgelerde ise, litosferin magnetik alan şiddeti artar. Dünyanın magnetik alan şiddeti 0.5 gauss’tur. Mıknatıslanma kabiliyetleri fazla olan minerallere paramagnetik mineraller denir. Litosferin muhtelif bölgelerindeki magnetik alan şiddetlerini magnetometre ile ölçmek mümkündür.

 

http://www.cografya.tv/yerin-iç-yapısı-c26.htm

24 kasım,

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/11/2007 - Cin cüce-2 bilgiler ve açıklama a

Bileşenler:

IV. İÇERİ

V. İçin içine

 

Yerin iç yapısı (kabaca)

 

Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.

Çekirdek
Manto
Taşküre (Litosfer)



Deprem Dalgaları

Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.

Çekirdek :

Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.

Manto

Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.

Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler

Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.

Taşküre (Litosfer)

Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır.

Kalınlığı ortalama 100 km’dir.

Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir.

Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir.

Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir.

Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur.

Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez.

Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.

-

Yerkabuğunu Oluşturan Taşlar

Yerkabuğunu Oluşturan Taşlar

Yerkabuğunun ana malzemesi taşlardır. Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelere taş ya da kayaç denir. Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni magmadır. Ancak bu taşların bir kısmı bazı olaylar sonucu değişik özellikler kazanarak çeşitli adlar almıştır. Oluşumlarına göre taşlar üç grupta toplanır.

Püskürük (Volkanik) Taşlar
Tortul Taşlar
Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar

UYARI : Tortul taşları, püskürük ve başkalaşmış taşlardan ayıran en önemli özellik fosil içermeleridir.

Püskürük (Volkanik) Taşlar

Magmanın yeryüzünde ya da yeryüzüne yakın yerlerde soğumasıyla oluşan taşlardır.

Katılaşım taşları adı da verilen püskürük taşlar magmanın soğuduğu yere göre iki gruba ayrılır.

§ Dış Püskürük Taşlar

§ İç Püskürük Taşlar

Dış Püskürük Taşlar

Magmanın yeryüzüne çıkıp, yeryüzünde soğumasıyla oluşan taşlardır. Soğumaları kısa sürede gerçekleştiği için Küçük kristalli olurlar. Dış püskürük taşların en tanınmış örnekleri bazalt, andezit, obsidyen ve volkanik tüftür.

Bazalt : Koyu gri ve siyah renklerde olan dış püskürük bir taştır. Mineralleri ince taneli olduğu için ancak mikroskopla görülebilir. Bazalt demir içerir. Bu nedenle ağır bir taştır.

Andezit : Eflatun, mor, pembemsi renkli dış püskürük bir taştır. Ankara taşı da denir. Dağıldığında killi topraklar oluşur.

Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı görünüme sahiptir.

Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir.

İç Püskürük Taşlar

Magmanın yeryüzünün derinliklerinde soğuyup, katılaşmasıyla oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğundan iç püskürükler iri kristalli olurlar. İç püskürük taşların en tanınmış örnekleri granit, siyenit ve diyorittir.

Granit : İç püskürük bir taştır. Kuvars, mika ve feldspat mineralleri içerir. Taneli olması nedeniyle mineralleri kolayca görülür. Çatlağı çok olan granit kolayca dağılır, oluşan kuma arena denir.

Siyenit : Yeşilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taştır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluşur.

Diyorit : Birbirinden gözle kolayca ayrılabilen açık ve koyu renkli minerallerden oluşan iç püskürük bir taştır. İri taneli olanları, ince tanelilere göre daha kolay dağılır.

Tortul Taşlar

Denizlerde, göllerde ve çukur yerlerde meydana gelen tortulanma ve çökelmelerle oluşan taşlardır. Tortul taşların yaşı içerdikleri fosillerle belirlenir. Tortul taşlar, tortullanmanın çeşidine göre 3 gruba ayrılır.

Kimyasal Tortul Taşlar
Organik Tortul Taşlar
Fiziksel Tortul Taşlar

Fosil : Jeolojik devirler boyunca yaşamış canlıların taşlamış kalıntılarına fosil denir.

Kimyasal Tortul Taşlar

Suda erime özelliğine sahip taşların suda eriyerek başka alanlara taşınıp tortulanması ile oluşur. Kimyasal tortul taşların en tanınmış örnekleri jips, traverten, kireç taşı (kalker), çakmaktaşı (silex)’dır.

Jips (Alçıtaşı) : Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir taştır. Alçıtaşı olarak da isimlendirilir.

Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır.

Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır.

Çakmaktaşı (Silex) : Denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin (SİO2) çökelmesi ile oluşan taştır. Kahverengi, gri, beyaz, siyah renkleri bulunur. Çok sert olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması nedeniyle ilkel insanlar tarafından alet yapımında kullanılmıştır.

Organik Tortul Taşlar

Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür.

Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir.

Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir.

Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır.

Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar

Akarsuların, rüzgarların ve buzulların, taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip, birikmesi ile oluşur.

Fiziksel (mekanik) tortul taşların en tanınmış örnekleri kiltaşı (şist), kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır.

Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır.

Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur.

Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar :

Tortul ve püskürük taşların, yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer, gnays ve filattır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/11/2007 - Cin cüce ve arkadaşları-2

Küçük bahçeler yapmaktır işimiz,
Küçük bahçeler; bahçelerin, ormanların içlerine.
Betonarme yapılar yatırırlar onlarsa
Bahçe içlerine, dikerler zevk şezlongları.
Cıvıl cıvılın içine çimento dökülmez
Sayfiyede; karartır, harep eder, batırır…

III
Son katman bölgeyi de yıktıklarında, yarı bataklık, vıcık bir bölgeye ulaştılardı; burası daha önceki uğrak noktalardan çok daha geniş bir alandı. Bacaksız Sürüklenen Haciyatmazlar görünürde yoktu ama Quarla belirmişti.
-Sizi beklemiyordum dedi.
-Ya neyi bekliyordun! İşte geldik, hadi artık… diye çıkışmaya başladı köstebek.
-Neyi? Diye sordu cin.
-Naapacağız? Yani kimi tanıyordun, kimi tanıyordu ki Quarla?
-Neyse, boşverin.
Dedi Quarla.
-Ben de cihazımı hazırlıyordum…
-Evett
diye tamamladı Kösto.
-Tamam, işte biz de bunu bekliyorduk…
-Yani, hareket halinde bekliyorduk, çünkü demin buraya gelmek üzere yoldaydık
diye düzeltti cin.
Kumral köstebek sinirlendiğinde kürk tüyleri kabardı:
-Tamam ya, bilgiçlik yapmana gerek yok!
-Bu aletle yerin iç yapısı üzerinde bir inceleme yapacağız öncelikle. Deli gibi girersek, unufak olur, geriye posamızı bile hatta ulaştıramayız buraya.
Diyerek devam etti Quarla.
-Aşağıdaki sıkı fıkı katmanlar farklı farklı, yoğunluk, kalınlık ve sıcaklıkları.
Aleti üçü birden sırtlanarak, düşmemeye çalışarak, bir sülük-kulak gibi bu mağra yerin yüzeyine doğru götürerek yapıştırır gibi zeminde gezdirmeye başladılar. Aletin yassı zemini de yüzeyle temasça kenetlenince, gereçten dışarı verilen garip bazı sesler de duydular, yunusların sesleri gibi ama daha ince. Yoğun ve daha az yoğun tabakaların nereleri olduğunu saptarken, alet köstebekle cine kalmış oluyordu çünkü Quarla az geriye gitmiş ve cebinden çıkardığı küçük not defterine karalıyordu bu verileri hızla; bu işlerde prof. olmuş biriydi Quarla. Deprem dalgaları daha az yoğun yerlerden geçerken dalga boyu uzuyor, yoğun katmanlara rastladıklarında ise dalga boyu kısalıyordu. Bilene, bu iş çocuk oyuncağı gibiydi ama artık yorulmuşlardı.
-Hadi be, düşeceğiz artık. Diye seslendi kanter içindeki Köstebek.
-İyi, bitti bitecek. Geliyorum diyerek koştu Quarla
-Tamam, ilk etap tamam. Şimdi sizi biraz bilgilendireceğim. Oturun şöyle.
-Söylesene Quarla, içeride ne var? Ataları bulabilecek miyiz?
sordu meraklanan Cin cüce.
-Ne bulacağız bilemem, gidecek, göreceğiz. Gülümsedi Quarla.
Bağdaş kurup oturdu ikisi de, gözlerini kapayıp sessizliği dinlerlerken; ayakta kalmış Quarla, dolanarak anlatmaya başladı:
-Şimdi aşağıda Manto var, Çekirdek ve Taşküre var. Çekirdek’le Litosfer yani Taşküre arasında bulunan Manto, yerkürenin en büyük bölümüdür. Çekirdek bölgesiyse en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür; iç ve dış çekirdekler vardır burada, dış çekirdek daha yukarılara doğru olan bölgedir. Burada demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklığın etkisi altında olduğundan, kristalize haldedir. Manto ise aynı koşullarda, üst bölgelerinde plastiki bir haldedir. Taşküre’deki, yeryüzünden 35 kilometre aşağılara kadarki uzanan bölgeye yerkabuğu deriz; litosfer 100 kilometre kadar, aşağılara uzanır yüzeyden…
-Tamam, tamam! Bunların bize ne faydası olacak Quarla
diye sordu Köstebek.
-Bu kadar sabırsız olma, ya işine gerekirse?

Biraz dinlenip birlikte kadeh tokuşturup birkaç büyükçe yudum aldılar. Daha sonra cezvede kahve kaynattı onlara Qarla. Sonra Köstebek’le Cin koşarak onları oraya kadar getiren aracın dış burun cephesindeki burgu mekanizmasını yerinden oynatıp çıkardılar onu. Quarla’nın yeri’ndeki bir başka burguyu, perde arkasında kalmış bir bölmeden düşe kalka taşıdılar ve ağır yapıyı aracın ön kaidesine oturttular. Küçük ‘klik’ sesini duyduklaında başardıklarını anladılar.
-Bu daha iyi bir versiyonudur bunun dedi Quarla.
-Yeraltına güvenle inmek için ona ihtiyacımız olacak; önümüzü çok iyi açacak…
Köstebek lafa girdi:
-Helal ha, kendi aracımın mekanizmasını senden mi öğreneceğim. Üstelik bunun dönüş hızı bile daha yüksek…
-Sen çok kahve içmişsin
diyerek gülen cin’e surat küsen köstebeğin
-hayır, ben çok az kadeh tokuşturmuştum daha öncesinden, ondan öyle… dediği duyuldu.
Quarla da Cin de patlattılar kahkahayı.

IV

Yeraltına doğru inmeye çabaladılar. Çekirdeğe inerken, önlerindeki her duvar engeli yıkarken ilerlediklerinde arkalarında gene bu oluşumların eski halleriyle tekrar birleştiklerine şahit oluyorlardı; hiçbir şeyi bozmadan, aslıyla, böyle devinerek günlerce gittiler. Kontrol panelinin önünce,  yan yan oturan Quarla’yla Cin, arasıra bazı konularda Köstebek’e danışarak fikir alıyorlardı; köstebek arkadaki sandalyede kurulmuş, dizlerine tempo tutmaya çalışarak kulaklarına taktığı kulaklıklardan müzik dinliyordu.. yüzüğünden geçirdiği incecik kabloların kapkalın olduğu, geminin müzik kabininin ve dağınık seyreden gelişkin hoparlörlerin oralara doğru…

Henüz litosferde süzüldüklerinden, yerkürenin onlara sergilediği mıknatıs özelliğini yakınen hissettiler; sanki bir karadeliğin yakınından geçmek gitmek gibi, eğilip bükülüp durdular halüsinasyonlarda. Şekilsizce gümüşi sıvı girdaplar ve çok sert kayalardan yüzerek geçip gittiler…

-Bir yere doğru geliyoruz… dedi Quarla. Gemiyi biraz yavaşlattı, ve durdurdu. Geminin gelişmiş bilgisayarının ona ilettiği bilgiler, ölçümlerde neredeyse hataya yer bırakmayacak cinstendi. Biraz da düşmemek için gayri ihtiyari bir tedirginlikle, ön cama başlarını dayayarak baktıklarında hemen aşağısının bir uçurum olduğunu farkettiler, biraz da sezgilerini dinleyerek. Aşağılarda, çok daha aşağılarda, sıvı, eriyik demirden oluşmuş bir büyük gölün onları beklediğini camı açamadıkları için henüz göremediler.

*

 

© akın akça

cii

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

sanat, bilim

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım